SEBASTOPOLİS ANTİK KENTİ
 
Tokat’ a bağlı bir ilçe olan Sulusaray, merkeze 68 km, Artova’ ya 30 km, Yeşilyurt’a 12km uzaklıkta bulunmakta olup, doğusunda Yeşilyurt, güneyinde Sivas, batısında Yozgat, kuzeyinde Zile ve Artova ilçeleri ile çevrili geniş bir alüvyon ovasının ortasında yer almaktadır.
Roma Dönemi’nin önemli bir yerleşmesi olarak karşımıza çıkan Sulusaray’da bulunan antik kentin daha önceki dönemlerde de önemli bir merkez olduğu anlaşılmıştır. Tokat Müze Müdürlüğü Başkanlığı’nca 1987–1990 yılları arasında yapılan sondaj ve kazı çalışmaları sırasında, Sulusaray’ın Tunç Çağları’ndan başlayan bir yerleşim sürekliliğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, daha sonraki çağlarda da burada yerleşilmeye devam edildiğini kanıtlayan arkeolojik bulgulara rastlanmıştır.   
Bugün üzerinde ilçe evlerinin bulunduğu höyükte yapılan çalışmalarda elde edilen buluntular, höyüğün Erken Tunç  (M.Ö. III. binyıl), Hitit (M.Ö. II. binyıl) ve Frig (M.Ö. I. binyılın ilk yarısı) dönemlerinde iskân edildiğini ortaya koymuştur. Höyüğün eteklerinde, kuzeydoğusunda ve güneyinde yer alan antik kentin ise; Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşildiği tespit edilmiştir.  
Sulusaray İlçesinde bulunan antik yerleşme, Roma Dönemi’nde Sebastopolis ya da Hereakleopolis adıyla bilinmektedir. Yunanca bir kelime olan Sebastopolis; Sebasto (büyük, ulu, azametli, muhteşem) ve polis (şehir) kelimelerinden türetilmiş olup; “büyük, ulu şehir” anlamına gelmektedir. Herakleopolis ise, Herakles şehri anlamına gelmektedir. Herakles, Yunan ve Roma mitolojisinde gücü kuvveti simgeleyen yarı tanrı bir varlıktır. Antik kent, bu adı ile de, Sebastopolis ile aynı manayı ifade eder.
Sebastopolis, ilk defa Plinius (VI,8) tarafından Colopene’nin küçük bir şehri olarak anılır. Ptoleme, burayı Galat Pontusu’ndaki Dioscurias-Sebastopolis’ten ayırt etmek için, “Sebastopolis-Herakleopolis” demiştir. Herakleopolis ismi, Septimius Severus zamanından önce görülmez. Bu adı, belki de Commodus’un şerefine almıştı.
Sulusaray’da bulunan bu antik kentin, Sebastopolis adını almadan önce Karana adını taşıdığını Strabon’dan öğrenmekteyiz. Karana, Ateporix adlı yerel bir Galat beyinin başkenti durumunda iken, Ateporix’in ölümünden sonra bu küçük eyalet, Roma İmparatorluğu’na dâhil olur ve Pontus Galaticus Eyaleti’ne bağlanır.  Bu bağlamda, şehrin tarihi M.Ö. 3 Ekim’inden itibaren başlamaktadır.
 
Sebastopolis, M.Ö. 3-2 yıllarında yeni takvim kullanma ayrıcalığı ve kentlerine imparator Augustus adını verme hakkı tanınmış olan önemli bir merkezdir.
Sebastopolis, Traianus zamanında sikke basmaya başlamıştır. Bu bağlamda, söz konusu kent, İmparatorluk devrinde Traianus’dan Gallienus’a kadar darp yapmıştır. Pontus Galaticus Eyaletini Kappadokia topraklarına katan Traianus, Anadolu’da Sebastopolis’i Romalılaştırma merkezi yapmak istemiştir.
Roma Dönemi’nde zengin ve mamur bir kent olarak karşımıza çıkan Sebastopolis, Roma imparatorları tarafından ziyaret edilmiş ve burada imparatorlar onuruna gymnasium, stoa gibi yapılar inşa edilmiştir.
İmparator Hadrianus iki büyük seyahat programıyla M.S. 121-133 yılları arasında Roma İmparatorluğu'nu baştanbaşa dolaşmıştır. İlk seyahati M.S. 121-125 yılları arasında beş yıl, ikinci seyahati ise, M.S. 128-133 yılları arasında altı yıl sürmüştür. Hadrianus’un ikinci büyük gezisinde Doğu Anadolu’yu kat ederek Karadeniz’e ulaştığı ve Pontus kentlerini ziyareti ettiği bilinmektedir. Bu ziyaret kapsamında, imparatorun Sebastopolis’e de uğradığı burada ele geçen yazıtlardan anlaşılmaktadır. Yine bu yazıtlardan, Hadrianus’tan itibaren Sebastopolis’te imparatorlar için kültler ve oyunlar düzenlendiği bilinmektedir. Hatta Sebastopolis Senatosu ve halkı, Atina’ya iki elçi vasıtasıyla I. Olimpiyatlarda Olimpia yakınlarında bir yere dikilmek üzere Hadrianus heykeli göndermiştir. Heykel, Hadrianus’un M.S. 131’deki Sebastopolis’i ziyaretinden sonra M.S. 132’de kutlanan olimpiyatlar sırasında dikilmiş olmalıdır.  
Sebastopolis, Hadrianus Dönemi’nde yapılan bir gymnasium, tapınak, etrafında dükkân ve atölyelerin olduğu bir stoa, bir giriş kapısı, gladyatör ve hayvan dövüşlerinin yapıldığı bir stadyum gibi yeni yapılar ile gelişimini devam ettirmekle beraber, asıl önemini Flaviuslar zamanında yapılan yol şebekesi inşasıyla kazanmıştır. Önemli yollar kavşağında yer alan Sebastopolis, Galataia’yı Kappadokia’ya oradan da Pontus ve Ermenia’ya bağlayan yollar üzerindedir. Bu önemli yol kavşağında M.S. 3. yy. sonu ile M.S. 4. yy. başlarına tarihlenen mil taşları ele geçmiştir. Bu mil taşları, Septimius Severus Dönemi’nden I. Constantinus Dönemi sonuna kadar uzanmaktadır (M.S. 193–337).
Bizans Dönemi’nde bir piskoposun ikametgâhı durumunda olan Sebastopolis’te, Erken Hıristiyanlık Dönemi’ne ait Asya’nın en büyük kiliselerinden birisi inşa edilmiştir.
Bizans Dönemi’nde yoğun bir iskânın olduğu kent, Sasani ve Arap saldırılarına uğramıştır. Bölge İstanbul’un fethine girişen Arapların saldırısına da maruz kalmıştır. Malazgirt Zaferi’nden sonra Türk egemenliğine geçen kent, zamanla eski önemini yitirmiş ve küçük bir Türk köyü olarak anılmıştır. Sırasıyla Danişment, Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyeti altına giren kent, yakınındaki sıcak su kaynaklarından dolayı Sulusaray adını almış, 19. yüzyılda Çerkez muhacirlerin yerleştiği bir köy haline gelmiş ve 20 Mayıs 1990 tarihinde ise ilçe olmuştur.
Sebastopolis antik kentinde kazı çalışmaları, 1987–1990 yılları arasında “Kurtarma Kazı Çalışmaları” olarak Tokat Müze Müdiresi Birsel Özcan başkanlığındaki bir ekip tarafından başlatılmıştır. 2010 yılında ise, yine Tokat Müzesi başkanlığında Markus Kohl, Mesude Matoğlu ve Ali Alkan’dan oluşan bir ekip tarafından kazı, temizlik ve çevre düzenleme çalışması gerçekleştirilmiştir.  
2013 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle, Tokat Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında ve Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Dilek FUL’un bilimsel danışmanlığındaki bir ekip tarafından başlatılan Sebastopolis antik kenti kazı çalışmalarına 2015 yılında da devam edilmiştir. Söz konusu yıllarda gerçekleştirilen kazı çalışmaları, daha önceden kamulaştırılan ve telle çevrilerek koruma altına alınan Roma Hamamı ve Bizans Kilisesi kalıntılarının bulunduğu 2 sektörde yürütülmüştür. Bu çalışmalar sonucunda söz konusu yapıların planlarına ait önemli bulgulara ulaşılmakla birlikte, kesin olarak planların açıklanabilmesi için kazı çalışmaların sistematik bir biçimde devam ettirilmesi gerekmektedir.